3 Şubat 2016 Çarşamba
" GÖLGELER IŞIK OLUNCA "
Zaman ve mekân bilinmezken bilecek ve hissedecek hiçbir şey yokmuş; çünkü her yer karanlıkmış. Sonra aniden bir ses duymuş sanki yüreğinden gelen; kelimeleri en saf ve içten duygular olan…
- İster misin sana gözler verip varlık âlemlerini göstereyim?
O gölge adam hemen anlayamamış çekinerek demiş ki:
- Ancak sen bildirirsen bilebilirim var olmak ne demekmiş ruhumu adını koyamadığım bir sevinçle aydınlanmış hissediyorum.
Deyiverir hal diliyle kendi iç sesiymişse güçlü olan bu varlık ve yokluk âlemlerini kuşatmış olan zata minnet dolar. El yordamıyla yüzünü arar öpmek için ve yüzünü sürmek için…
Fakat o da ne! Birden gölge adam kuvvetli bir çekilişle dev bir hortumun içine düşer ve dönerek savrulmaya başlar. Sonra akılların almayacağı bir ışık; tarifsiz bir enerji ismi konulmamış anlamlardan ibaret ruhunu yakalayıverir. Gözlerini açtığında bir bulutun içinde her yanından büyük bir gürültüyle akıp durmakta olan yıldırımları görür. İlk kez karşılaştığı bu olay karşısında son derece heyecanlanır. Artık varlık âleminde bir gözdür bedeni olmayan. Birden kendini gökten yere düşmekte olan bir yağmur damlasının içinde bulur. Her yer ışık olunca kendisine verilmiş yepyeni gözleri kamaşır. Bir gökkuşağından aşağı doğru kaymakta içi türlü renklere bürünmektedir. En sonunda siyah derin bir kuyuya düşer.
Bir bakar ki kuyuda kendi gibi olan pek çok arkadaşının yanındadır. Burada kendisi gibi yüzlerce damlanın içine gizlenmiş eskiden sonsuz boşlukta gölge olan dostlarını görür. Hepsine gözler verilmiştir. İçleri kıpır kıpır bir o yana bir bu yana zıplayıp dururlar. Işığın ve kayganlığın coşkusunu çıkarırlar sudan ellerini birbirlerine vurarak oyun oynarlar.
Çok geçmeden bir kova atılır kuyuya ve çekilir yukarı doğru. Sonra tertemiz bir bardağa konup içilir bizim gölge adam. Ve yeniden karanlıkların içine düşer. Büyük bir çalkantı ve sele kapılır. Korkarak eskiden içinde duyduğu o sese yalvarır hal diliyle.
- Ey beni karanlıktan aydınlığa çıkaran bana su damlasından bir beden veren! Çevremde ne oluyor bilmiyorum. Muhteşem bir âlemde idim arkadaşlarımla coşku içinde oynuyordum fakat birden bu karanlık yere düştüm.
O ses:
- Seni yeniden karanlıktan aydınlığa çıkarayım bu sefer eskiden verdiğimin bin mislini vereyim mi ?
Gölge Adam:
- Sen ne cömert ve iyisin. Ne sevgilisin. Fakat bu nasıl olacak çıkış yolu görünmüyor ki
O ses
- Sana bir at vereceğim öyle ki yüz binlerce at içinden en güçlüsü senin olacak ve seni nimetlerin kaynağına taşıyacak.
Gölge Adam
- Fakat ben sahipsiz kalırsam sen vermezsen öğretmezsen ben nasıl bilirim?
O ses;
- Seni buraya biz ulaştırdık geriside bizim yapacağımız bir iştir. Çıkınca nimet yurdunda bir melek göreceksin. Merak ettiklerini ona sorabilirsin. O seni canı pahasına her şeyden koruyacak sana eminlik verecek ve asla terk etmeyecek.
Gölge Adam;
- Onu nasıl tanırım nasıl bulurum?
O ses;
- O seni bulur merak etme. Biz o şerefli ve şefkat dolu meleği senin hizmetine vereceğiz ve seni hazırlayacağız bir müddet. Sen o meleğe anne dersin. Bu onun hoşuna gider ve başka bir şey de istemez ödül olarak.
Gölge adam bu sözlerin coşkusuyla karanlıktan gelen o duygulu sese aşık olur ve tutmak için eteğini arar yüzünü yüzüne sürmek ve ağlamak için ellerini karanlıkta uzatır. Tam bu anda milyonlarca atın bulunduğu cıvıl cıvıl bir âleme düşer. İçlerinden en güçlü ve güzel olanı seçer. Üzerine oturur ve hızla hareket etmeye başlar suyun içinde. Ata der ki sevinç ve şaşkınlık içinde;
- Sende nasıl bir şeysin böyle.
At;
- Ben sana bu âlemde hizmet etmekle görevlendirilmiş sadık hizmetçilerinden biriyim
Gölge Adam
- Peki bu heybendeki türlü araçlar cihazlar nedir ?
At;
- Bunlar sen o âleme geçince senin koşmanı görmeni ve duymanı vs binlerce şeyi istediğin gibi yapmana yarayacak hizmetçiler olacak. Hem öyle ki bunlara emir verip bağırmana da gerek kalmayacak. Düşünsen hemen yapacaklar. Bazıları ise sen bilmediğin ve görmediğin halde sana gizli gizli ve görünmeden hizmet edecekler içinde ve dışında. O karanlıkta sana duygularınla hitap eden ses hepsini sana boyun eğdirdi. Onlar asla karşı çıkamayacaklar. Gittiğin âlemde sana hizmetçi olmuş milyon hizmitçiyle karşılaşacaksın.
Ata binmiş gölge adam ağlamaya başlar.
- Ey karanlıkların ve aydınlıkların sahibi kendine aşık ettin. Yüreğimi kanat çırpan bin bir kuşla doldurup mutlu ettin. Yemin olsun seni asla unutmayacağım ve her adımda seni hatırlayıp adını anacağım. Verdiklerini herkese ve tüm dostlarıma anlatacağım. Sana hep şükran ve sadakat içinde olacağım…
O bu sözleri bir ilahi gibi söylerken dans edip kuyruklarını bir o yana bir buyana savurarak o âleme geçiş için gölge adamı uğurladılar.
At dev bir tünelde kolayca yol aldı ve en sonunda bir eve geldiler. Büyük bir küreyi andıran kırmızı renkli bir sığınma yeri idi. At dedi ki ;
- Bu uzun bir yolculuk bir süre burada dinlen. Sana gökten nimet yağacak yakında. Suyun yemeğin hep hazır gelecek önüne. Isınman için ateş yakacaklar. Seni sarsmayan bir tahtta taşıyacaklar yumuşak döşekler içinde. Her şeyin düşünülecek. Sen o âleme ulaşacaksın.
Gölge adam kendini tutamayıp tekrar ellerini göklere kaldırdı. Dedi ki ;
- Ben ne yaptım bunların karşılığı nedir ey kalbimde güçlü hislerle bana hitap eden en güzel ses !
O ses;
- Sen bir şey yapmadın. Fakat ben yoktan var edenim. Senden bir tek şey istiyorum.
Gölge Adam:
- Nedir o lütfen söyle lütfen !
O ses:
- Beni tüm kalbinle sev yeter !
Bu hitap ve güzellik karşısında dili tutuldu. Konuşamaz oldu. Kendinden geçip savruldu.
Sonra O ses göklere yöneldi ve tüm varlığa seslendi.
- Ey kainat şahit ol aramızda ki aşka. Şahit ol ki onu ben aşkım için yarattım. Ne zaman aşık olsa onu hemen mutlu ediniz. Ne zaman aşka inansa ona güç veriniz. Ne zaman aşkı için ağlasa gözyaşlarıyla ve ilham rüzgarlarıyla onu serinletiniz. Fakat kalbi katılaşırda aşkı unutursa o zaman ona bütün kainatı dar edeniz. Beni unutursa ona sıkıntı veriniz. Ta ki beni yeniden hatırlasın ve gerçek sevgilisine dönsün. Ben beni tercih edeni tüm kainata tercih ederim.
Neden sonra küçücük ve sevimli bir bebeğin içinde kendine geldi gölge adam. Bir sıvının içinde salınıp duruyordu. Orada bir müddet dinlendi ve başından geçenleri hiç sarsılmadan usul hareketlerle yumuşak tahtında geziyordu.
İyice güçlendi ve büyüdü. Ellerini ve ayaklarını kendine birer hizmetçi olarak sunulmuş şekilde gördü. İçinde ise gittikçe gelişen binlerce akıllı cihaz köle ve kıymetli eşya vardı.
Bir gün yüzünü döndüğü duvara büyük bir ışık vurdu. Annesi evlerinin bahçesinde güneşe karşı oturmuş ve karnına bakıyordu sevgiyle gülümseyerek elbisesinin birkaç düğmesini çözüp önünü hafifçe aralamıştı.
Gölge adam baktı ki pembe bir ışık dünyasına doğmuş”bu ne güzel şey” dedi ve o da gülümsedi. Gözleri kamaşmıştı. “Dışarısı yani nimetler yurdu ne kadar güzel olmalı. Karanlıkların sahibi kim bilir bana ne güzel bir âlem hazırladı” diye düşündü.
Annesi güneş ışıklarının içine dolduğu karnının üzerine elini koyup usulca gezdirmeye başladı.
Gölge adam anne elinin değdiği yere dokunmuştu.
Annesi bunu hissetti ve ;
- Aaaaa dedi gülerek ve eşine baktı. Tekme attı galiba.
Baba:
- Yaaa mamalar ciciler alıp sırtımızda gezdireceğiz. Sana bu âlemi ve güzelliklerini öğreteceğiz ?
Sanki gölge adam bunları duyuyordu. Anlamadı sesleri ama duygularını hissetti içinde tertemiz yeni et bağlamış kalbinde. Gülümsedi elini duvara bebekçe sürerek. Dedi ki;
- Ey âlemlerin sahibinin bana armağan ettiği melekler sizi çok seviyorum. Sizi hiç üzmeyeceğim. Ve canımdan çok seveceğim. Bende size hizmet için elimden geleni yapacağım vefa borcumu ödemek için elimden gelen gayreti göstereceğim. O sesi mahcup etmeyeceğim.
Babası dedi ki ;
- İnşallah oğlumuz Allah’ın kalbine yerleştirdiği fıtrata ters hareket etmez ve iyi bir insan olur.
Annesi ;
- O kin gütmek ve Âlemlerin sahibine düşman olmak ona çirkin gelecek. Merak etme sen.
Babası:
- Umarım bunu görür ve doğruyu seçer
Aradan 9 uzun ay geçti ve bir gün bir deprem oldu. Dışarından acı dolu çığlıklar geliyordu. Gölge adam ne olduğunu anlayamadı ve telaşa kapıldı. Bildiği her şeyi unuttu ve dedi ki ;
- Birazdan bana verilen bütün bu nimetler alınacak ve yok olacağım galiba. Bilinmez bir yere doğru çekilip götürülüyorum. Ve bu dünyayı terk ediyorum. Vahlar bana tüm kemiklerim birbirine geçti. Ölüm ne zormuş. Oysa bu âlem ne güzeldi.
Ve avazı çıktığı kadar bağırarak ağlamaya başladı.
Az sonra gözlerini açtı tam yok oldum derken. Gözleri başka bir dünyaya açıldı. O da ne;
Güzeller güzeli uzun saçlı ve mis kokulu bir melek onu yumuşacık kucağında tutuyor. Sevgi ve merhametle ona bakıp başını parmağı ile okşuyordu.Ağlaması dindi.
- Evet evet dedi bana vaadedilen yine doğru çıktı. Bu o melek olmalı. Beni her şeyden koruyup hizmet edecek mucizevi varlık. Her şeyin efendisinin bana armağanı. Tüm nazımı çekecek olan sevgili meleğim.
Aradan yıllar geçti 15 yaşlarında çok güzel bir genç oldu. Yüzünden masumluk ve ışık akan. En güzel tabloları çatlatacak anlamların yüzünde dans ettiği bir meleğe dönüştü. Çünkü aşkını unutmamıştı. Ona bakanlar yüzünde aşkı görüyorlardı. Ve heyecanın kanat çırpışını ve tazeliğin yürekleri okşayışını... Aslında ona aşık olan herkes onu bin bir yoldan geçirerek bir geçiş âlemi kıymetinde olan şu dünyada su damlası iken sevgi dolu bir göz olarak şekil veren yaratıcısına aşık oluyordu. Ona düşman olanlar dahi onun eserlerini alkışlıyor ve onların peşine düşüyordu.
Alıntı ile Cevapla
Hızlı Cevap
Benzer Konular
*Cehennem ateşi okumanızı mutlaka tavsiye ederim*
Cehennem ateşi Benı cok etkılemıstı okurken sızıde etkılecegını umarak yazıorum...
*emek (okumanızı tavsiye ederim)*
emek RenkLerin ustası oLarak anıLan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamLamış. Büyük usta öğrencisini...
*bir özgeçmiş ama normal deil okumanızı tavsiye ederim kırılacaksız*
http://666kb.com/i/arb8otdvw6pajlbzt.jpg
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder